Nadiren yazdıklarımdan-
Pazartesi ve salı kar dolaysiyle okul tatil oldu. Bir haftadır tatil yapınca gına geldi. Evde kalınca mecburen hayat Emin’e endeksli oluyor. Bugünlerde ilgi alanları çoğalınca birinden yorulunca diğerine yöneliyor. Seyrettiği filimler, bilgisayar oyunları, arabalar, top oyunları, balonlar vesaire… Biraz ondan otlanıp diğer biraz başkasından derken mecburen beni de arkasından sürüklüyür.
Çarşamba günü okula gidilecek. Bizim apartmanın önüne bakılınca zan edersin okulun her gün tatil edilmesi gerekir kanaatine varırsınız. Beylikdüzü’nün yüksek olması, her an hafiften rüzgarın esmesi durumları değiştiriyor.
Arabayla okula gitmek gözüme geldi. Abdurrahman Bey’i aradım kararsız olduğunu, çocuğu kreşe zaten götürmeyeceğini söyledi. Öyle ise bir yolunu bulmalıydım. Çakmaklı dolmuşları ile gitmek bir işkence zaten. Yunus Bey aklıma geldi. Bugün gelmez diye, Erkan Bey’iaradım. Avcılar’a gelince beni arayacaktı. Bekleme ve bekletmekten hoşlanmadığım için erken çıktım. Kar Van’ı hatırlattı. Kaygan yerleri es geçtim; yolun ayak basılmayan, tuz dökülmesiyle delik deşik olmaya aday olan yerlerde yürüdüm. Trafik çok sıkışık, E-5 ise alabildiğine kaygandı. Epey bekledim. İnsanlar otobüslerde üst üste idi. Otu biçtikten sonra çuvala zorla deptiğim günler geldi aklıma. Otlar mutlaka götürülmesi gerekirdi; nasıl olsa yolunmuştu. Yerde bıraksak heder olacak bir sonraki gün hayvanlar onları yemeyesi zor olacaktı. Ya kurutulması gerekirdi, ya da götürülmesi. Çakmaklı otobüslerinin mantığı bundan farklı değildi. Mutlaka o yolcular arabaya bir şekilde depilecekti.
Erkan Bey’i otuz dakika bekledikten sonra geldi. Kıbrıslı Tüzün ve Köselerin Hasan’ı bekliyormuş, on adım sonra da onlar bindi. Araba sıcak, yol kaygan. Tutunmak mümkün değil. Bir yılan yola bıraksak tutunacak bir engel bulamazdı herhal. Üniversiteye yaklaşıp yolun dahada kötülüğünü görünce neden bugünde tatil olmadığını konuştuk. Tam ağzımdan biri kaza yapsa bunun masrafını kim öder, demeye kalmadı öndeki arabaya vurduk. Çok şey olduğunu zanetiksede tamponda ufak bir çatlak vard. Karşılıklı anlayış, olur böyle şeyler deyip yola devam ettik….
Okulda öğrenci yok gibiydi. Her sınıfta üç-beş kişi. Ne diye gelirler? Yurttaki öğrenciler bile gelmemişti. İdareci arkadaşlar karar verme gereği hissetiler. Önce film seyrettirme fikri dolaştı. Talebeler böyle bir talepten hızlıca kaçtılar. Cazibesi yoktu bu işin. Yunus Bey birkaç kez dolaştı. Peşinden Kesillerin Tamer’i A kuru öğrencileri için plan yapmak istedi. Öğrenciler bir araya toplansın ders işlensin gibilerinden. Yeşilyurtlu Ebru gelmemişti. Adanalı Kemal ve Gamsız Aslı bu işe karşı çıktılar. Bu gidip gelmeler devam etti. Kaloriferler ısıtmıyordu. Aslı Hanım taa karşıdan geldim dedi. Neden böyle yapıyorlar. Bugün de tatil edilse olmaz mıydı? Bu türden konuşmalar devam etti. Nihayet üçüncü saat sınıflara ders işleme kahramanlığı ile gittik. C–5 sınıfında yedi kişi vardı. Zaten programda gecikmiştim. Hızlıca işlemeye karar verdim ve nisbettende yaptım….
Dönüşü Kemal Bey’le beraber okulun doktoru ile yaptık. Arabada konuşulan mevzu tahmin edeceğiniz üzere hastalıktı. Kemal Bey çocuğunun pipisinde etin fazla kaldığını düşündüğünü söyleyince, doktor bir bakalım dedi. Doktor kullanmış olduğum antideprasyon ilaçlarını kullanıp kullanmadığımı sordu. Bende, o işin hata olduğunu, keşke kullanmasaydım dedim…
Migros’ta indim. Aceleyle eve geldim. Hanım kapıda biraz telaşla beni karşıladı. Hal hatır sormadan nöbete gitmek için o yola koyuldu. Emin’i bana teslim. Emin’i yatırıp bir film seyredeyim dedim ve uyuklamışım. Uyandıktan sonra dünden kalan balığı yedirmekten korktum. Makarnanın içerisine sarımsak, havuç, biber, domates, soğan koyup bir çeşni hazırladım ama Emin yemedi. Bu defa ezdim ve içerisine süt koyup sulu hale getireyim dedim yine olmadı. Kendi haline bıraktım. Saat sekiz oldu. Yemek yedirmenin tam vakti dedim; makarna, hazırda idi, ıspanak ve çorba hazırladım ve Emin Bey’ e sundum, banamısın demedim. Çok ama çok sinirlendim. O kadar zaman harca, çeşit çeşit yemekler sun kabul etmesin. Olur mu bu be? Sonrasında kafasını hafifçe dokunur gibi oldum. Dokundum ama ağır geldi sanki. Ağlamaya başladı. Susturmak en seçmece kelimeler sarf ettim. Biraz yumuşadı. Sonrasında birkaç lokma aldı ama öylesine…Tek geçim kaynağı olan sütü, bu ayın flaş ürünü bıldırcın yumurtasını ve muzla beraber karıştırıp verdim. Şükür yatacaktık. Yatakta ille de oyun oynayacak. Beşikten yatağa geçmek ve atlamak müthiş zevk veriyor ona.. Uyumadan önce her zamanki gibi annesini aradık…
13. Ocak. 2002 Bdüzü
Bir Cevap Yazın