Vakit sabahtır. Dört genç kız içeri girer. Adları, Çağla, Hacer, Leyla ve Seda’dır. Babalarının adalarını bilsem ne olur, bilmesem kim sorar. Çağla benim dinlediğim türküleri dinlemez. Belki Leyla bilir. Dördü de doğuludur. Lâkin İstanbul sokaklarında büyümüşler. IETT otobüslerinde kısa uzun yolculuklar yapmışlar. Daha henüz Taksim’e tek başlarına gitmemişler. Kübra’nın yaşadığı alemden senelerce uzaktatırlar.

Çağla saflığı kendincedir. Paylaşmak istediği ve dörtlü grubunu istedikleri çok  şey olsa da mesafem kendimce.

Şubat’ın meşhur günü  sevgililer günüdür. Kimsecikler çiçek getirmemiştir. Dert ederler. Odama geldiler ve  bunun sitemini bana yaptılar. Bilmiyorlar ki ben yıllarca çiçek almamışım ne de verecek birini bulmak için dert edinmiş, çırpınmışım.

Bana düşen en iğren,  klasik ifadesiyle: “Ders çalışın” olmalıydı. Nitekim öyle yaptım. Geç kalmışlığımdan, televizyonsuz günlerimden ve bir de elma ekmek yediğim gönlerde sadece yüreğimde yaşadığım bir kütüphane kurma hayalim olduğunu ise söylemedim.

Hacer, Leyla, Seda ve bir de Çağla. Gayretlidir. Her kim kem gözle bakarsa ve her kim bu vatan evlatları hakkında iki ileri beş geri konuşursa başlarına türlü bela açarlar.

Hem yaptıklarına bin pişman olurlar hem de hesapları çetin olur biline.

2008 Mart. Hadımköy Sırtları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler