20 yıl sonra Hüseyin Algül’ün sayfasına rastladım. Selamımı maille verdim. 20 yıl geçtiğinin o da farkında değilmiş. Onun gibi hareketli hayat yaşayan insanlar için yıllar fark etmeyebilirler. Ama 20 yıl önce mezun olduğumuz o sınıfta ve yan sınıfta olanların hayatları kim bilir nasıl geçirmiştir?

Belki bazılarımız annesini, babasını, kaybetmiştir. Bazılarımız büyük, kocaman planlar içinde boğulmuştur. Evlenenlerimiz; evlenip boşananlarımız; ya da eşini yaşarken kaybedenlerimiz de içimizde yaşıyordur. Parasızlık çekenlerimiz. Kredi kartı mahkumları da vardır içimizde. Hayat yani..

Sahi kaçımız bu arkadaşlar ne yapıyor diye düşündü?

IDB 01’de not almasına hayran kaldığım Uğur Kırım nerededir? Pos bıyıklı Tamer Bahçelievler’in sokaklarında haytalık ediyor mudur? Aşkın en şefafını yaşayan Hakan Baydar ve Deniz evlilikleri ve sonrası kaç çocuğu oldu? Internette Melahat’ı gördüm, öğrencileri Melahat Dereli Dikmen’i sevenler bölümü açmışlar; yıllar önce kendisiyle Arı Lisesi’nde telefonda görüşmüştüm. (Neden ve niçin aradığımı o hatırlar mı.) Melahat kiminle evlidir? Kaç çocuğu vardır? Facebook sayesinde öğrendim İstanbul’da olduğunu. Bilseydim on üç yıllık İstanbul hayatımızda bir bir arkadaşları ziyaret ederdim.

Hakan Güneş’le de görüşemedik. Belki beraber çalışacaktık. Kısmet olmadı. Okulumuz, artık yerli hoca almıyoruz diye tuturdular.

Ayşegül Kocaman ne yapar?  Eşinin rütbesi kimbilir kaç yıldızlıdır?  Cep telefonu olmadığı zamanlar, Ayşegül hanım ve o zaman rütbesiz olan arkadaşı ile  sevgiliyi düşünme saati koymuşlardı. O saati planlamak bana hoş gelmişti. O saate ne gerek var; zaten biz her dem birbirimizı düşünürüz diyen sevgili arkadaşlar var mıydı içimizde?

“Seni ister deli gönül hep seni”

Diyen arkadaşların sayısı her dem olsun.

Tek taraflı da olsa düşünmek güzel. Bazı şeylerin karşılıksızı da lezzet veriyor. Uzun bir vakitte anlatırım. (Bütün evli arkadaşlara, muhteşem bir hayat, çoluk çocuğuyla mutluluk dolu yıllar dilerim.)

Arkadaşların isimler zihnimde bir aşağı bir yukarı inip çıkıyor. Talan olmuş zihnimde, yakaladıklarımı yazıyorum. Gece işte. Durum hiç öyle bildiğiniz gibi değil.

Bir arkadaştan bir arkadaşa giderken yıllar geçiyor.  Saçlarım dökülüyor. Beyazlar çoğalıyor. Saçımın dökülmesine hiç kafaya takmadım ama bu beyazlığın her tarafı kaplaması da neyin nesi?

Beş yıl geçirdik çoğu arkadaşla. Tam beş yıl; ayları, haftaları, günleri, saatleri olan. 50 dakikalık dersleri, vizeleri, finali olan haftalar. Semantics, Grammar, Stylistics ve Linguistic derslerinin envâi çeşitleri: Applied, Psycho ve bilmem daha neler.

Sahi History of Linguistics dersinden bana ne kaldı? Size ne kaldı?

Ama şu varki dostlar keşke bu derslerin hakkını verseydim ve kalıcı olması gereken ne varsa onu yapsaydım diye sonraki yıllarda keşke demişimdir. İki üç araba değiştirip gittiğim Hacettepe günlerinde bir ‘walkman’ alamadığım zamanların ne de çok yazılacak bölümleri varmış.

Bu kitapların fotokopilerini çektirimek zaman zaman bana düşmüştü. (Babam bazı zamanlar para gönderememişti.) Bir kaç kuruş kar ettiğim o fotokopilerde hakkı kalan arkadaşlar olduysa haklarını helal etsinler.

Bu noktada şunları sorsam: Birbirimizle kaçımız hak helalliği istedi? Vedamız nasıl oldu? Bildiğim, vedamızı ne sınıfta ne aşağı kafaterya da yaptık. Belki bir kaçımız oradaki yaşlı ve genç söğüt altında yapmıştır. Şayet vedamızı topluca yapsaydık ben o genç olanını tercih ederdim.

Bu satırları yazarken uzak bir diyarda olmam dolaysiyle halim, mekânım şöyle: Evin girişi, yerde oturmuşum. Evin içine dışarıdan uzayıp gelen 25 cm çapında,  10 metre uzunluğunda aliminyum “müberride” borusu. Lap top, adındaki gibi dizimde. Yanımda teyp ve çalan bir kaset. Kasette  Bedirhan Gökçe şiir okuyor, bazen de türküler çalıyor. (Türkiye’de kayıt etmiştim. Kendisini geceleri yıllarca saat 23-01 arasında dinlemişim). Komşulardan dolma yemeğinin kokusu geliyor ki, burada gelenek: Her Cuma namazı sonrası evlerde – bir nevi- dolma partisi veriliyor. Evin bahçesindeki bir ağaçta küçük bir Ağustos böceği ötüyor.

Herşeyi uzun bir yol hikayesi yazıp okuyanları sıkmak istemezsem de parmak bir o harfe bir bu harfe dolanıp duruyor.

Hatıraların yamacına çadır kurmuşum. 1985 yılının güzelliğine, ürkekliğine, ve belki de korkusuna uzanıyorum. Servisler hınca hınç dolu. Nasıl bindik nasıl indik, nasıl saatlerce ayakta durduk hatırlayanınız çoktur. Benim gibi hatırlamak istemeyense eminim pek çoktur. Hala o otobüsler öyle mi?

Çadırımdan kameramın yönünü başka yerlere çeviriyorum. Hazırlık okulu, sınıflar, tahta sandalyeler, A kuru ve sonra nedenli nedensiz değiştirdiğim B kuru. Türküdeki ördek gibi diye düşünürüm kendimi. Meşhur türküdür bilirsiniz:

“Yeşil başlı gövel ördek,

Uçar gider göle karşı

Eğricesi tel tel etmiş

Aşar gider yara karşı.”

Ben de uçmalıydım o sınıftan.

O sınıfta olanlar bilir.

Kısaca uçtum. Dumanlı günler yaşanıldı ve hala izleri var o günlerin. Yokluk, utangaçlık….

O yılların hazırlık kitaplarından bazılarını (Vocabulary, Idioms and Phrases..) her daim odamda bulunduruyorum. Ve bir de bir arkadaştan aldığım sarı yapraklı kelime defterini. Arkadaşın ismi yoktur defterde. Verememişim.  İşte helâllık istenecek bir durum. (Bir şekilde sahibini bulmam gerektiğini düşündüğüm bu defterin bazı sayfalarının taranmış halini bir şekilde buraya koymam lazım.) Dil öğrenme seminerlerinde öğrencilere-öğretmenlere defter işte böyle tutulur diye kullanırım bu defteri.

İşte böyle dostlar.

Çadırımda uyuyamıyorum. Yazmayı kör topal devam ettiren birisi olarak, yazılacak çok şey var olduğunu bilmiyordum. Yazmışım diye düşünüyordum. Deftere kağıda küstüğüm zamanlar çok olmuşsa da yazmışım.

Ankara bu yazdırıyor.

Çadırımın yerini değiştirmenin vakti geldi. Saraylara baş kaldıran Köroğlu’nun heybesine bütün arabesk duyguları çaktırmadan koyuyorum. Ben bilmem, sözün iyisini o daha iyi bilir.

Dostlar sözlerim ateş gibi olmamıştır inşallah.

Dertsiz, ızdırapsız, hüzünsüz, felâketsiz günler, geceler sizinle olsun. Devamı gelecek inşallah.

(Bazı hususların burada yazılmaması gerekti belki. Ama yaşanılanlar.)

(Maalesef editörüm yok. Yaptığımı bütün gramer ve noktalama işaretleri hatalarından dolayı lütfen beni bağışlayın)

“Beytepe Yılları ve Bugünden Esintiler” için 4 cevap

  1. Musait olursanız size hakkında birkaç soru sormak isterim, mail adresim satamer@gmail.com, bana bir mail atabilirseniz çok müteşekkir olurum

    Beğen

  2. Merhabalar, Ugur Kırım’dan bahsetmişsiniz, eğer bir isim benzerliği yoksa, kendisi benim hocam oldu yıllar önce, onunla ilgili bir şeyler arıyorum, fırsatınız olursa benimle iletişime geçebilir misiniz?

    Beğen

    1. screenwriterctr Avatar
      screenwriterctr

      Merhabalar

      Beğen

    2. screenwriterctr Avatar
      screenwriterctr

      Maalesef izini kaybettim.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Popüler