-
BİTMEYEN AYSUN HÜZNÜ
Bir de Aysun vardır. Hikayesi bir bayram sabahı başlar. O bayram sabahı biraz delişmen, biraz kafam dağınıktı. O halin sebebi neydi bilmiyorum ama o hallerde yaptığımı gibi kendimi dağlara, yollara vurmuş ve o köye de uğramıştım. Kapı önünde öylece oturuyordu. Bencileyin canı sıkkındı. Fotoğrafını çektim ve tepki vermedi. Bir sene sonra da aynı pozisyonda buldum.…
-
BESTESİ, NOTASI OLMAYACAK HALLER
Ne Adem-Havva oğulları veya kızları görmüş veya birlikte yaşamaya mahkum olmuşsunuzdur. Zaman içinde kimilerine candan dua ederken, kimine de bilinç altındaki küfürlerin en kalitesini savurmuş Allah’a havale ettikleriniz ve kavgaya tutuştuklarınız da olmuştur. Bazılarıyla ise yirmili otuzlu yıllar düren dostluklar kurmuşsunuzdur. Aslında bunlardan bahsetmeyecektim. Hani şu sabah kahvaltısında illa yumurtalı çökelek olmazsa ve tabağında yedi…
-
İNANMAK VEYA İNANMAMAK
Güya toparlanıyorum. Güya herşeyim düzenli olacak. İnanmıyorum. Güya çok büyük projeler olacaktı. Ah gönlümü, ağrılarımı, beni yarı yolda bırakan ayaklarımı inandırsam. Yo yo.. İnanmalıyım. Herşeye rağmen. Hatta sana rağmen, Müzeyyen! Hatta bütün hastalıklara ve -güya- dostlara rağmen. Dost meselesini siz daha iyi bilirsiniz..
-
GÜYA TASARRUF EDİYORUM
Bu sıralar hayat tasarruf üzerine kurulu. Mesela evde yalancı pizza yapmak, farklı karışımlarla ev ekmeği pişirmek, çocukluk ve üniversite yıllarında yaptığım gibi şeker veya – çok sonraki yıllarda- süt şerbetine ekmek doğrayıp yalancı tatlılarla oyalanmak, hatta ikinci el kıyafet alıp -defalarca yıkadıktan sonra- giymek, ucuz market satışları kollamak, yırtılan sırt çantalarını diktirmek vesaire.. vesaire. Ama…
-
KAVUŞMAK ve AŞK
“Aklıma bile gelmiyorsun artık… O kadar kalbimdesin ki.” (C. Süreya) Aynen böyle demiş şair. Muhatabı ne kadar şanslı değil mi? Hücrelerin stoplazmalarında ve çekirdeklerinde sevdayı hissetmek. O varsa ben varım. O yoksa da yine ben olacağım. Ama onunla. Kalbi kanatırcasına. Aşkın müebbeti olmak. Sevdanın günahlarını, sevaplarını yüklenip sevdalıyla bir olmak. Böyle bir sevdayı Kuyumcu Veyselin…
-
DÜNDEN BUGÜNE (1)
Siz de benim gibi bir çimen veya kuru toprak üzerine sırt üstü yatıp bulutlara bakıp hayallerinizin peşine düştüğünüz olmuş mudur? Şayet çok eskilerin bir köylü çocuğuysanız bulutları mutlaka bir şeylere benzetmiş veya bulutların ötesinde; dağların arkasında neler olduğunu merak etmişsinizdir. Biraz yaş ilerleyince de uzak çok uzak ülkelere gitmek istersiniz. Gidersiniz de. Hem de uzakların…
-
Yazılmıyor
Detaylar yazılmıyor. Biraz hüznümüz ve çokça vurdum duymazlığımız. Kendini yakan insan ve insanlar. Sorumluluğumuzun hesabı ise yazılmıyor. Sana sorulmuyor. Sen kimsinli bakışlar, süzüşler, duruşlar. Ben anlarım. Sen sensin ben de benim. İçimizde sürekli çalan kırık dökük bestesiz notalar, sözler yazılmıyor. Vazife almalar vermeler. Gelenler gidenler. Taşınmalar. Gönülsüzlüğümüz. Biraz ötesi yorgunluk, kırgınlıklarımız da yazılmıyor. Danışman müdürlük…
-
ÇUKURLAŞMA
Kıymetli Kardeşim M. Talha’nın verdiği ilhamla, Bir dizinin 23. bölümünü seyrediyorsunuz. Her seyrettiğiniz bölüm size yepyeni ufuklar, pırıl pırıl yollar açıyor. Güzellikler için her bölüme 2 saatten fazla vakit harcıyorsunuz. Bu dizi size insanlara ve tabiatta bir başka bakmayı öğretti. Perişan insanlara yardım etme duygunuz kabardı. Yemen’de savaşın yorgun çocuklarına nasıl ulaşırımın derdine düştünüz.…
-
DÖRDÜNCÜ EV
Rengi kokusu, kavgası, hırçınlığı ve sır dolu odalarındaki hatıralar o evdeydi. Yüreğimin en gururlu yerinde saklı kalmış o evin hatıralarında, her gün kimselere sezdirmeden dolanıp duruyorum. Şifresi sadece yaşayanlarca bilinen hatıralar sandukasını bir an önce açmalıydım. Bütün şifre rakamlarını bir bir sıraladıktan sonra anahtarı çevirdim. Birden bir at yorgunluğu ürpertisi ile solumaya başladım. Karşıma çıkacak…
-
BİZİM HAYALLERİMİZ HER TARAFTA (TT’lere) -1
Çoktandır diyemiyordum. İki aydan beri her gün değişen yaşadıklarımızı, yarım yamalak bildiklerimizi, sessiz ve yıkıla yıkıla gelen ayrılıklarımızı, bir ağustos öğlesinde gittiğimiz memleketi, yine bir temmuz başı sıcağında terk edişimizi de kimseciklere diyemedim. Oysa binlerce kilometre ötede bir şehirde, bayrama düşen ayrılıklarımız bize kalmıştı. Yine o şehrin uzağında hastalıklarımız oldu. Sorulan soruları hüzünle…