Kategori: Denemeler
-
Ben Bir Göçmen Kuşum
Bir vakitler nereden estiyse yazmışım. Neden güvercinim? Bilmiyorum. Gurbetlikten mi? Birisine olan hasretlik mi? Bilmiyorum. Göçmen kuş adı üstünde. Benim gibi, belki de sizin gibi. Ben bir göçmen garip, gamlı bir güvercinim işte… Yaz siz? Köşe başında, ağaçların bedenlerinde insanlar bekler , ellerde silah, gözlerde çapak. Beni tanımazlar. Sanki kurşunları bedenime boşaltmak için beklerler. Ben…
-
O Dağın Yiğidi: Haluk Sadin
O Dağın Yiğidi: Haluk Sadin İnsanın kendine ait onlarca dünyası vardır. Benim dünyamda ise çocukluğumu ve gençliğimi geçirdiğim dağlar, yollar ve yokluklar önemli yer tutar… Yaşadığım her gün geçmişin izlerini yaşayan yüreğimle defalarca oralara gider o anları yaşar ve geri dönerim. Hele bir de gurbet insanı olunca bu gidiş gelişler daha da artar. İşte size…
-
Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisine bir defa kafayı takmışım.
Öyle Bir Geçer Zaman Ki dizisine bir defa kafayı takmışım. Bu dizi reyting sıralamasında en üstlerde diye ilan ediliyor. Dikkatli seyirciler birçok ayrıntıya benden daha çok dikkat ettiklerini tahmin ediyorum. Şimdilerde evinde televziyon olmayan birisi olarak, birçok saçma-sapan filmlerden ve dizilerden kendimi ve çocukları koruyabiliyorum. Bazen bir iki diziye internetten bakıyorum. O da içime zehir…
-
Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisini seyredenlere bazı notlar
Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisinin 16. bölümünde bizim delikanlı Mete, öz babasından öz kardeşi Osman’ı kurtarmak için levye ile eski evlerine gelir. Saat gece yarısının tam 12’sidir. Bir gece önce bizim çöpçü abilerimizden öğrenmiştir: O saate o sokakta olurlarmış. Ne dakiklik ama!! Bizim Mete nasıl bilmez. Daha düne kadar o sokakta yaşıyordu. Adamların giydikleri…
-
İçerde Ben Üşüyordum, Dışarda Kar
Ankara Van arası bir mola yerinde, karlar yolu kapatmışdı. Her yanımız kar beyazdı. Çalımlı şoförümüz aldırmıyor, uykusuzluktan sallanıp duran mûavin herşey normalmış gibi davranıyordu. İçerde ben, dışarda kar üşüyordu. Ankara’da bıraktıklarım, içimi ısıtmak için uğraşıyordu. Beyhûde. Günlerden beri başıboş yol alıyordum. Önce Gaziantep-Ankara, sonra İstanbul, sonra tekrar Ankara ve şimdide Van yolundaydım. Neden Van?…
-
Canınız Hep mi Sıkılıyor.. Ninem Senfonisi
Canım Zaten Çok Sıkılıyor. “Babaannem -bizim deyişimizle ninem-, okuma yazma bilmezdi. Biraz şehirli, çokça da köylüydü. Bakkal, market, fırın bilmez; eve gelen herne ise onunla hayatını idame ettirdi. Mevcut olanla yemeğin alasın pişirir, bir şekilde süsler, sofraya koyardı. Dedem de pek dert etmezdi. Çoğu zaman sofrada tek çeşit yemek olduğu için olan çok lezzetli gelirdi.…
-
Ben Hala Yaşıyorum Hızır!
(Yeni yıldan anlamam. Kutlamalar, eğlenceler, sevinçler. Bu anlar benden ötelerdedir. Çoğu zaman odam soğuktur. 2011’de yine soğuk ve tabii ki yalnızlık. Bir yatak, başucumda ters çevrilmiş iki karton koli üzerine konulmış kitaplar, iki plastik sehpa, bir elektrik ısıtıcısı, üç plastik su şisesi, birisi boş. Odanın bir duvarı nemli; geçen yıldan kalan kalan nem. Ev işlerinden,…
-
Ben Mina’yı Yazacaktım..
“Yaz geçti.. Hasat bitti. Harmancılar köylerine döndüler. Kurutmalılıklar sergilerden kaldırıldı. Petekler ince bulgur kalın doldu. Yaz geçti. Ama yaz, yazmaktan uzaktı. Aslında, ne yazın, ne baharın, ne de tadını bilmediğim kışın sevdasındayım. Köşede bucakta, ağaçların yapraklarında Eylülü bekliyordum. Çünkü ben hazan mevsiminde yeniden doğuyorum. Sarı yapraklarda kendime gelirim. Hoş geldin Eylül, hoş geldin…
-
Saat : Bilmem kaç… Nasıl olsa gidiyoruz.
“Bu koridorlar, bu sınıflardan çok yürekler arz-ı endam etti; bir bal arısı gibi şifa dağıtıp etrafını bereketlendirenler oldu. Bazısı da bir kelebek gibi sessizce kanat çırpıp gittiler. Bu mermerlere nice ayaklar bastı.” Bu dağınık masa, bu arka duvarı kirli oda, sahibini arayan kıvrımlı koridor, kendini bulamamış sınıflar ve bu ak bina şahittir ki mevsimler burada…
-
Yaşıyoruz İşte 2
Küçücük meselelerde nasıl da boğuluyoruz. Sığ sularda mücadele etmeyi ne kadar da çok seviyoruz. Birbirimizi kırmak, üzmek, daraltmak, köşelere sıkıştırmak için sanki zaman kolluyoruz. Meseleyi mesele yapıp, meseleleri zincirleyip kördüğüm yaparken, aslî görevlerimizden nasıl da uzaklaşıyoruz. Yapılacak işlerin çokluğu, okunacak kitapların bir köşede mahsun duruşlarına aldırmadan kendimizle uğraşıyoruz. Kim mutlu oluyor? Hangi…