Ben Hala Yaşıyorum Hızır!

(Yeni yıldan anlamam. Kutlamalar, eğlenceler, sevinçler. Bu anlar benden ötelerdedir. Çoğu zaman odam soğuktur. 2011’de yine soğuk ve tabii ki yalnızlık.  Bir yatak,  başucumda ters çevrilmiş iki karton koli üzerine konulmış kitaplar, iki plastik sehpa, bir elektrik ısıtıcısı, üç plastik su şisesi, birisi boş.  Odanın bir duvarı nemli; geçen yıldan kalan kalan nem. Ev işlerinden, tamirattan yorulmuşum. Çoğu zaman es geçiyorum. Penceremde perde yok. Aldırmıyorum. Dışarıdan gözetleyen, bakan yok.

Gerilerde bir de yeni yıl kutlamasında bir mekân vardır: bir hastane odası. Orada bir dostun yeni yıla girerken yaptığı tuhaf bir hazırlık gözlerimde -her yıl sonunda olduğu gibi- canlanır. Tuhaftır, gariptir, neyseliktir. Öyle kalsın! Esâs yazıya biraz fazla takdim oldu. Hızırla derdim. Öyle ya..2011/ 00.01)

Ben Hala Yaşıyorum Hızır!

Dünün eski vakti. Hızır hâlâ yakamda; tutmuş öbür tarafa gitmemem için ısrar ediyor; göndermiyor. Hâlâ görüyor, hissediyor, zehirli sevdaları içiyor, nefsime keskin baltalar vuruyorum. Yine ölmedim diyorum.

“Sen yine yanımda yoksun” gibi bayat ifadenin yanında aşk, sevda, tutku lafları ediyorum. Ben yine sıfır birde kalkmış, yazmaya oturuyorum. Mahallemizdeki köpek sesleriyle çocukluğumun köyüne gidiyorum.  Orada fazla kalmadan şehirleri ötesi bir yerde ev arkadaşlarımın üstünü örtüyorum.  İçim rahat ediyor. Gurbet dönüşlerinde ilk işim olan mutfağa gidip buz dolabını merakla açıyorum.  Elimi hiçbir şeye sürmüyorum. Sadece bir elma ile idare ediyorum. Tıka basa yemek yememiş olmanın lezzetini tadıyorum.  Uzak yakın bütün mekân ve makamlardan geriye dönüyorum. Cezvede su kaynatıp simsiyah bir kahve yapıyorum. Odama gidip, kırmızı koltuğumda oturup,  hüzünlere davetiye çıkarıyorum. Ben hala ölmedim. Ben hala yarım yaşıyorum.

Dünün ve gecenin muhasebesini bir kez daha yapma cesaretine kalkışıyorum. Lekesiz, tertemiz bir sonbahar yaprağı masumiyetinde bir hayatı yaşamamış bir adamı karşımda buluyorum. Zakkum duygularıma, bozuk duruşuma tükürük üstüne tükürük atıyorum.

Bu baş bu bedeni nasıl taşıyor şaşıyorum. Bu canı fırlatıp atamıyorum. Ben hala onsuz gecelerdeyim. Yine ağlamaklı. Unut, diyor bir yarım, bir diğer yarım hainlik yaparsan, yanarsın diyor. Ben neyi unutacağımı da bilmiyorum aslında.

Hayat terazim dengesiz. Gayri rüyalara da paydos demişim. Hatırlanmıyorlar. Yazmıyorum da. Riyakar duruşumu, yaşanmamış konuşmalar yapıyorum. Kendimden iğrendiğimi kimseler bilmiyor.

Yaşayan cesedimi ortadan kaldıracak adam gibi adamlar arıyorum. Bulamıyorum. Ayaza meydan okuyorum. Hasat mevsiminden, korkmadan da edemiyorum.

Fazla söze ne hacet. Ben yine yaşıyorum. Yine gözlerinizde eriyorum. O gözlerin mezar taşımı okşayacağı günlerin hasretindeyim.

Ben yine yaşıyorum Hızır. Ve yazıyorum, gül yürekli kardeşim.

foto/yazı: magpak- 23. 11. 2005 – “Sürgünlük Esintiler” yazı serisinden

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir