-
Karlı Günler
Nadiren yazdıklarımdan- Pazartesi ve salı kar dolaysiyle okul tatil oldu. Bir haftadır tatil yapınca gına geldi. Evde kalınca mecburen hayat Emin’e endeksli oluyor. Bugünlerde ilgi alanları çoğalınca birinden yorulunca diğerine yöneliyor. Seyrettiği filimler, bilgisayar oyunları, arabalar, top oyunları, balonlar vesaire… Biraz ondan otlanıp diğer biraz başkasından derken mecburen beni de arkasından sürüklüyür. Çarşamba günü okula…
-
Eskimeyen Yazılardan
Boşver diyorum. Değmez. Düşünme diyorum nefsime. Değmez. Seferden eli boş dönmekte varmış. Yıllardan beri düğüm olmuş meseleleri atıver bir kenara. Böyle avare sokak başlarında, kenarda köşede beklemek sebebsiz. Dam başlarında üşümüşüm; ona da aldırmıyorum. Buraya kadar taşımışım bu yükü bu ömürle. Boşver geçen geçmiş diyorum. Ayrılık üzerine yazılmış en kafiyeli şiiri, düz, eğri yazıyı da…
-
İyi ki Doğdun Kardeşim!
Odaya girdiniz. Ne sordunuz hatırlamıyorum. Mevzuya nerede girdik onu da unuttum. Dediğiniz açık ve seçik şu idi: Doğum günlerini beyhude görüyorum. Ama nedense arkadaşlarınızın doğum tarihlerini aldınız: Kim Boğa, kim Arslan? Sonra gittiniz. Bana da doğum günü üzerine yazmak düştü. Üstelik bugün sizin doğum günüymüş. Ben Camlı Balkon’lu mekânın yerlisi sayılırım. İyi doğdunuz. Bir de…
-
Asma Kat
Bu yazı, o asma katlı B Blokta ve yeni camlı balkonlu binada yılları geçmiş ve geçmekte olan dostlara hediyem olsun. Yıllardır bu koridorları, odaları, salonları, ağaçlı bahçeyi dört mevsim emaneten paylaşıyoruz. Kaypak anlara meydan okurken, saatleri, haftaları, ayları tüketiyoruz. Çoğu zaman İki satırlık sevgilerimizi içimize gömerken, tarifini yapamadığımız isyanlarımızı ise iki tarafı sınırlı cümlelere hapsedip…
-
Adı: Bahri
Bahri üçüncü derste, geniş çerçeveli siyah ötesi bir gözlükle sınıfın kapısında göründü. Biz dersin tam ortasındaydık. İçeri girmedi. Hocam bir dakka işaretini, sol işaret parmağını hem benim gözüme hem bütün sınıftaki arkadaşlarının gözüne sokarcasına yaptı. Gel dedim, gelmedi. Come in dedim, no gibi birşey dedi. Gelmeyene gitmek gerek diye, tahtaya yazdığım kelimenin son harfini yarım…
-
Adı: Akif
Ben size Akif diyeyim öyle olsun. Akif Küçükçekmece eşrâfındadır. Babası ona hurma dalından bir oda yapsa ve içini de keçi kılından dokunmuş bir kilimle döşeseydi, bu kadar başımı ağrıtmaz ve dersi de kaynatmazdı. Geçen ders küçük gözlerine büyük bakışlarla baka baka “Seni görmekten sinir oluyorum” demişsem elbette bir sebebi vardır. Karşıma alıp iki kelime etmedim.…
-
Adı: Fatma
Fatma’yı ilk görüşünüzde duruşuyla, bakışıyla tipik bir Malatya’lı dersiniz. Onun hakkında yanıldığınız tek nokta ise bu olacaktır. Belki de yüzüne dikkatli bakarsanız Mısır diyarından Yavuz zamanında gelen, hicret etmişlerden diye düşünürsünüz. Belki bir gemi güvertesinde, belki de bir kervanda ona rastlamış olabilirsiniz. Görmeniz sizin için birşey ifade etmez. Siz onun üç ay içinde en yakın…
-
Adı: Nilay
Ne kadar uğraşsa da yapamıyor. Çabalıyor. Kıvranıyor ve üstünü üstlük bir de işin peşini bırakmıyor. Yani aslında ve kısaca bu işi zor götürecek gibi. Annesi ve babası ve ilkokul üçüncü sınıfa giden bir kardeşi de Kütahya diyarından gelmişler. Nilay okuyacak, felsefe yapacak. Sol yanı ağrıyanlara ne kadar derman olacak bilemiyorum ama ben ona şahsen yardımcı…
-
Adları: Çağla, Hacer, Leyla ve Seda
Vakit sabahtır. Dört genç kız içeri girer. Adları, Çağla, Hacer, Leyla ve Seda’dır. Babalarının adalarını bilsem ne olur, bilmesem kim sorar. Çağla benim dinlediğim türküleri dinlemez. Belki Leyla bilir. Dördü de doğuludur. Lâkin İstanbul sokaklarında büyümüşler. IETT otobüslerinde kısa uzun yolculuklar yapmışlar. Daha henüz Taksim’e tek başlarına gitmemişler. Kübra’nın yaşadığı alemden senelerce uzaktatırlar. Çağla saflığı…