-
Iraklar- Notlar
** Bu aygıtı bilenler bilir. Öyle iki kelimeye sığmaz. Kokusu vardır, taşıması vardır, yakıtının hazırlığı vardır ve belki de çocuğunuz el yanmaları… Üzerinde pişen yemekler, çay demlemeleri. Yakıtı bitince yol kenarlarından bidon bidon taşımalar. Uzar gider. Gün gelir yazılır. ** Bizim bakkal söylemedi ama Ümid’imizle geçen yolculuk yaparken mevzu domatese geldi. Meğer K. Irak’a dışarıdan…
-
Bahçada Yeşil Çınar
Bugünlerde Rahmetli Celal Güzelses’in yıllarca önce söylediği bir türkü ile yatıp kalkıyorum. Türkünün sözleri bağdan bahçeden bahsetsede müziğin kendisi, özü, ritmi sizi alıp gitmek istediğiniz yerlere götürüyor. Şairin ifade ettiği “Bir dağbaşı yanlızlığına” gidebileceğiniz gibi, Cebeci İstasyonu’nda veda ettiğiniz demlere de gidebilirsiniz. Kaybettiğiniz bir yakınınızla geçirdiğiniz hasthane koğuşu, kızıl-kıyamet bir yağmur altında defnettiğiniz anneniz de…
-
Irak’ta ne oldu? – Ali Bulaç
Bölgeyi gezerken çok kötü ve yıkıntı görüntülerle karşılaşıyoruz. Zaman zaman birbirimize takılıyoruz, “Şimdi bir gazeteci olsaydı burasını çeker, üzerine bir yorum yapar ve manşette kullanırdı.” Oysa durum o kadar da vahim değil. Siyasetçilerin ve dünyayı farklı gözde görmek isteyenlerin zehirli planları olmazsa, bu bölge insanların cenneti olmaya yeter. Bu alem bize de yeter. Ali Bulaç’ın…
-
O Yazıyı Yazmak
İç-dış rengine bakmadan, kokusunu hissetmeden, kadir-kıymet bilmeyenlere, gönlümüzde sürekli dolaşan o kelimleri, o yarım kalmış cümleleri tamamlayıp cesaretle ve inatla haykırmak için yazmalı. Nasıl olsa hakkımızda fermanlar kesilmiş, kavuşmalar vedasız ayrılıklara teslim edilmiş diye yazmalı. Kuytu yerlerde, suları şırıl şırıl akan ark başlarında, Ramadi’yede bir hurma ağacı altında, Uhud dağını seyrederken veya Ağbayır’da bir serin…
-
Bir Dalı Paylaşmak
Bugün mailime düşen bu fotoğraf Bağdat yolculuğu sonrası kullanılması en uygun fotoğraf olsa gerektir diye düşündüm. Çoğu zaman bir resim bir kitabın aktardığı fikirleri önünüze serer. Fazla söze ne hacet, işte o fotoğraflardan birisi ve o fotoğrafı fotoğraf yapan o anlamlı cümle.
-
Bağdat’ta Sancılı Ümitler (3)
Şehri Gezerken, O eski şehrin sokaklarında gizli vakitlerin deminde gezdik. Güneş batımında, yol kenarlarında hurma ağaçlarının hem nazlı hem de yiğit duruşlarındaki asaleti seyrederek yol aldık. Bağdat, sayımsız tahmini yedi milyonluk şehir derler. Herşeye rağmen çarşılar canlı. Rastladığımız bir Pazar yerinde ürkek insanlar alışveriş yapıyor. Mağazalar, dükkanlar açık; müşteri bekleyenler çoğunlukta. Adını bilmediğimiz caddelerden, yollardan…
-
Biz Başka Severdik
Yolculuklara söz yok.. Haberlerinize, dizilerinize, alışverişlerinize, uyanıp kahvaltı masasına oturuşlarınıza da laf yok. Ya bu efkârlı haller. Ya gurbetin bize çektirdiklerine de mi laf yok? Her hal bir kenara biz bu işleri, bu sevdayı bir başka türlü sevdik. O yüzdendir içimizdeki yangınlar. O yüzdendir yollara düşüşümüz. Bu efkâr başka türlü dağılmaz. Belki bir şiir, belki…
-
Bağdat’ta Sancılı Ümitler (2)
Bağdatlı Faysal’a, Bütün gariplikleri, hazanları Bağdat’tan içimde getirmişim. Öğrenciler görmüşüm; bize yakın, ilme susamış, öğrenmek için çırpınan, kocaman kocaman rüyaları içlerinde, hedefleri hedefimden çok çok ötede. Anlayışlı, dinlemesini bilen, hiç bir okulda rastlamadığım heyecandalar. Büyük düşünürler. Mesela TED konferanslarının birinde konuşma yapmak isterler. Bundan da ötesi vardır. Bir sekiz yıl beklemek lazım. Çok mu dersiniz?…
-
Bağdat’ta Sancılı Ümitler (1)
Bağdat’ta sancılandık, sancılandım. Bağdatın yaraları, insanların simalarındaki ızdırapları, için için akıtılan gözyaşlarını görmemezlikten gelemezdik. Bağdat bize kendine ait yüzlerce farklı yüzünü gösterdi. Biraz ümitlendik, hafiften sevindik, bazen ve çoğu zaman garip bulduk; gerildik, yaralındık, savurduk. Bağdat perişan halinden öte, yüreğimize kurşunlar sıkmış olsa da geleceğe ait sulu boya resimler yaptık. Her caddede ve her mahalle…
-
Kıztaşı’ndan Bağdat’a
İstanbul’da Kıztaşı’nın tam karşısında bir muhasebecide bulduğum işten ne de mutlu olmuştum. İş sahibinin iki gözü tamamen görmüyordu. Ama adam yanında iki-üç kişiyi çalıştırmasını biliyordu. O, İstanullu bir Malatyalı olmakla övünürken ben İstanbul’a gelmiş saf Anadolu çocuğuydum. İstanbul’u esnaflara defter, fatura götürürken tanıyordum. Soğuk kış günlerinde üzerimde paltom, parkam yoktu; bir montla idare ediyordum. Öğle…