-
Kime ne diyeyim?
Kime ne diyeyim? Yağmura sitem edemiyorum. Bulutlara veda edemiyorum. Senden zaten hiç haber yok. Her yanımız savaş, her yanımız sancı. Sezen abla eskisi gibi bestesini yapmıyor, şiirlerin tadı yok. Can yok, Attilla yok, Karakoç yok. Oysa yazılacak çok şey var. Ne oldu bize diye sormayın; neden kendimizi bu kadar hırpalıyoruz ve hırpalattırıyoruz ve neden kendimizi…
-
Interactive Notebook and Text Analyzing and Close Reading Workshop
Interactive Notebook, Text Analyzing and Close Reading are original methods of deep learning and note- that can help students to interact with content in many ways. The workshop presented by Teacher Professional Development Teacher, Mehmet Agpak. We shared tips and strategies to help us implement Interactive Notebooks for any grade or subject!
-
YASAK
Aburrahim Karakoça’ rahmetle. YASAK… Mihriban şiiri dinlemek, Cebeci İstasyonu ayrılığı yaşamak yasak. Büyük düşünmek, güzel insan olmak yasak. Camide birilerinin ayakbasına basmadan bütün ayakkabıları düzelten insanlardan olmak yasak. Devletin kalemi ile kendi kalemini ayrı tutmak da nedir? Geç onları dostum. İnce düşünmek de yasak. Bir başkasının tarlasından geçtikten sonra ayakkabıda kalan tozları -başka bir yere…
-
Yazık
Yazık… Akşamlara, yol kenarlarına, köprü başlarına. Yazık… Okunmayan kitaplar küskün, konuşulmayan mevzular korkuyla sinmiş; erimiş. Yazık… Ülkenin pınarları perişan, tarih küskün, Selimiyenin Mimarı paramparça yüreğiyle sanki bizi süzüyor. Yazık… Keşke. Keşke biz şu an bambaşka renkleri konuşsaydık. Mesala. Muhteşem tarihimizi dünyaya nasıl tanıtabilirizin derdiyle çalıştay üstüne çalıştaylar yapsaydık. İnsanlar akın akın bu ülkeye gelselerdi. Sadece…
-
Bayram derler
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni, der şair. Sabah akşam ben de bunu diyorum. Biraz parçalanmış duygular, biraz bölük-pörçük kaygılar. Bayram derler… Neşe diyorlar, paylaşma diyorlar, topluluk diyorlar ama yalnızlığı soran olmuyor. Boynu bükük ağaç dalları. Yerlerde unutulmuş kırık dallar. Söylenecek gönül dolusu buruk şarkılar.
-
Çok geç…
Biraz özlem, biraz nemli arzular. Mahkumiyetlerimiz. Vefasız topluluklar. Siyah gözlerinde koyboluşlarım. Yorgunluğumuz. Nedensiz kırgınlıklarımız. Kendimize zehir ettiğimiz günler. Hasretimiz: Hızır dostluğuna. Gelmeyişler. Uzaktan, çok uzaktan bakışların. Tutulmuş nutkumuz. Davamız: Vazgeçemiyoruz işte. Gidişin. Solan ev boyalarımız. Kahreden halimiz, haller. Buradayım. Buradayız. Vazgeçemiyoruz. Senin ağırlığın. Adını taşımakta zorlanıyorum. Çok geç öyle mi?
-
Mecburiyetler
Sıcak yaz günlerinde kerpiç dam başlarında yatmaya mecburduk. Yıldızlar bizi serinletir, ay ve ışığına hürmet gösterirdik. Yatağımız çaputtan, yorganımız beşinci sınıf bezden ve artıklardan yapılmıştı. Gönlümüz bağıra çağıra beyhude feryat etmezdi. Aman şuyumuz buyumuz olsun diye beynimizi yormazdık. Bizim masum hayallerimiz vardı. Bizi kimseler bilmese de olurdu. Biz huzura mecburduk. Telaşsız ömrümüzde hainlik yoktu, başkasının…
-
218 nolu Odanın Aşk Yalnızlığı
Aşkın interaktif hallerini bu koridorlar ve bu sınıf bir daha yaşamayacak. Bilinler bilir. Oysa o duvarlar bu aşkın ilanına yeni alışmışlardı. O aşkı tadanlar bazen iki kelime ile bazen koca koca projeleri ile çok şey anlatmışlardı. Bilirsin. Ve bilirsin bu aşk inat istemişti; bir nefeslik aşklar gibi değildi. Erbil damlarında yatarken gece yıldızlarında, yine Erbil…
-
Bu Aşkı Yeniden Yaşasak..
Biz bu aşkı yeniden yazsak diyorum. Bir başka yaşasak, bir başka baksak dünyaya insanlara, çiçeklere ve hatta böceklere. Biz seninle yeniden okul yoluna düşsek. Öğreneceğimiz bilgilere bir başka gözle baksak. Hazırladığımız materyaller bir başka olsa. Biraz düz takılsak, biraz interaktif. Biz bu aşkı ‘Mona Roza’ tadında yaşasak. Durgun olsak. Dupduru duruşlarımızla model olsak insanlara. Sırları…