Kategori: Yazılar
-
BESTESİ, NOTASI OLMAYACAK HALLER
Ne Adem-Havva oğulları veya kızları görmüş veya birlikte yaşamaya mahkum olmuşsunuzdur. Zaman içinde kimilerine candan dua ederken, kimine de bilinç altındaki küfürlerin en kalitesini savurmuş Allah’a havale ettikleriniz ve kavgaya tutuştuklarınız da olmuştur. Bazılarıyla ise yirmili otuzlu yıllar düren dostluklar kurmuşsunuzdur. Aslında bunlardan bahsetmeyecektim. Hani şu sabah kahvaltısında illa yumurtalı çökelek olmazsa ve tabağında yedi…
-
İNANMAK VEYA İNANMAMAK
Güya toparlanıyorum. Güya herşeyim düzenli olacak. İnanmıyorum. Güya çok büyük projeler olacaktı. Ah gönlümü, ağrılarımı, beni yarı yolda bırakan ayaklarımı inandırsam. Yo yo.. İnanmalıyım. Herşeye rağmen. Hatta sana rağmen, Müzeyyen! Hatta bütün hastalıklara ve -güya- dostlara rağmen. Dost meselesini siz daha iyi bilirsiniz..
-
GÜYA TASARRUF EDİYORUM
Bu sıralar hayat tasarruf üzerine kurulu. Mesela evde yalancı pizza yapmak, farklı karışımlarla ev ekmeği pişirmek, çocukluk ve üniversite yıllarında yaptığım gibi şeker veya – çok sonraki yıllarda- süt şerbetine ekmek doğrayıp yalancı tatlılarla oyalanmak, hatta ikinci el kıyafet alıp -defalarca yıkadıktan sonra- giymek, ucuz market satışları kollamak, yırtılan sırt çantalarını diktirmek vesaire.. vesaire. Ama…
-
KAVUŞMAK ve AŞK
“Aklıma bile gelmiyorsun artık… O kadar kalbimdesin ki.” (C. Süreya) Aynen böyle demiş şair. Muhatabı ne kadar şanslı değil mi? Hücrelerin stoplazmalarında ve çekirdeklerinde sevdayı hissetmek. O varsa ben varım. O yoksa da yine ben olacağım. Ama onunla. Kalbi kanatırcasına. Aşkın müebbeti olmak. Sevdanın günahlarını, sevaplarını yüklenip sevdalıyla bir olmak. Böyle bir sevdayı Kuyumcu Veyselin…
-
BİZİM HAYALLERİMİZ HER TARAFTA (TT’lere) -1
Çoktandır diyemiyordum. İki aydan beri her gün değişen yaşadıklarımızı, yarım yamalak bildiklerimizi, sessiz ve yıkıla yıkıla gelen ayrılıklarımızı, bir ağustos öğlesinde gittiğimiz memleketi, yine bir temmuz başı sıcağında terk edişimizi de kimseciklere diyemedim. Oysa binlerce kilometre ötede bir şehirde, bayrama düşen ayrılıklarımız bize kalmıştı. Yine o şehrin uzağında hastalıklarımız oldu. Sorulan soruları hüzünle…
-
DAYAN DİYOR
Unutulmuş hatıraları hatırlatma ne olursun? Eski dikişleri sökme, paslı kilitleri açma. “Oralar güzel mi?” diye soruyor dostlar. Cevapsız bırakıyorum. Oysa buralara mevsimsiz yağmurlar yağıyor. Ne temiz yollar, ne vaktinde işleyen otobüsler, ne uzun ağaç gölgeleri ve ne de şırıl şırıl akan dere suları lezzet veriyor. Her sabah yüzüme zehirimsi sert rüzgarlar çarpıyor. Yaz ortasında savruluyorum.…
-
YENİ GÜNLER
Bir fırtına esti öyle böyle değil. Herbirimiz bir yerlere savrulduk. Bir uzak diyardayım; bunu bir ben biliyorum, bir de gölgem. Sınırları siyah valizlere zorlamışız. Tutuklusun demişler, aldırmamışız. Üstelik bu tutsaklıktan memnun olmuşuz. Sonrası banklar üzerinde yatmışız, günlerce aynı yemeği yemişiz; aldırmamışız. Çeşit çeşit insanlarla aynı mekanı paylaşmışız da şikayetimiz olmamış. Bilmem hangi ülkeden, bilmem hangi…
-
BİR DOSTA MEKTUP
Biliyorum hepimiz zor günlerden geçiyoruz. Sizler daha çok ‘girdaplar’ yaşıyorsunuz. En yakınlarım da çok ızdırap çekiyor… Hem de detayı çok çileler. Bizler şimdilik burada rahat gibiyiz. Ama hep sancılıyız. Gecelerimiz ayrı bir hüzün, gündüzlerimiz de hüzünler rol değiştiriyor. Arayış içindeyiz; bir yığın dedikodu; bir yığın planlar, gelmeler gitmeler… Ama siz, ne olur kendinizi hemen…
-
UZAKTAN SEVİYORUM SENİ
Bazı şiirler vardır ki, halinizi, sakladığınız açık-gizli duygularınızı seslendirir. Memleket hasreti, kokusuna hasret kaldığınız anne-baba sofrası ve yollarında yürümeyi unuttuğunuz köyünüz de bu şiirlerde gizlidir. Bugünlerde bu hasretler yetiyor. Gecenin bir vaktinde sebepsiz uyandığınızda, akşam sofraya oturduğunuzda, size yabancı bu şehrin yollarında yürürken sarılamadığınız o sevgi sizi sancılandırır durur. Şair gibi, -biraz gönülsüz olsa da-…
-
KEDER
Bu akşam içinde bütün mevsimlerin olduğu hüzünleri dinlemeliyim. Biraz beni anlatan çokca da seni tarif eden hüzünlerin içinde boğulmalıyım. O an saatler tıklamasın, yapraklar kıpırdamasın ve kediler miyavlamasın ki hüzünlerim rahatsız olmasın. Hüzünlerimiz yolculuklarımızda başladı. Ah o dönüşü olmayan yolculuklarımız. Senin yaralı duruşun, benim bitmeyen vedalarım ve vedalarda peşim sıra döktüğün gözyaşların hep gerilerde kaldı.…