Kategori: Yazılar
-
YAĞMUR VE ŞEHİR
Yağmur günlerdir yağıyor. Dün de bir başka yağdı. Dün hem dumanlar, hem de yağmurlar arasında kalmıştım. Üstelik kör bir kaldırıma çıkınca arabanın lastiği de paramparça olmuştu. Yollar sular içinde, kaldırımlar kendini ifade etmekten uzaktı. Şehir üzerine gelen herşeyi sindirmek zorundaymışçasına didinip durdu. Ben de çırpındım. Bu yetmezmiş gibi lastik değişimi için, getir götür için üç-beş…
-
DAR SOKAKLAR
Solgun hatıraların serinliğinde kafamız demli.Hiç birşeye dokunmak istemiyoruz. Müzeyyen bu dar sokaktan taşınmanın ötelerin de ötesine gitmenin planını her sabah anlatıp duruyor. Benim derdim başka. Kalmak ve gitmenin ötesinde bir şey bu. Kafamız dumanlı; biraz akl-ı selim düşünmeye çalışsak da olmuyor. Dualara küskünlüğümüz de var. Acele mi ediyoruz yoksa? Bu kış böyle geçiyor işte. Yazmanın,…
-
MAKARNA MUHABBETİ
Naçarlık bizimkisi. Adını koyduğumuz ve koyamadığımı onlarca dert bizi soluk soluğa bırakıyor. Özeti, darası yok. Lafı evirip çevirmeye hiç gerek yok. Yollarımız, yolculuklarımız, kırık dökük ifadelerimiz eğri-büğrü gidiyor işte. Yediğimiz makarnanın tadını almaya çalışıyoruz. Yanında turşu da olsa pek yiyesimiz yok. Oysa Müzeyyen ve ben ne de çok severiz bu mübarek makarnayı. Çocukların yediği gibi,…
-
MERAK ETMEK 2
Bükük boyunlarımız; hazandan değil. Yürek ürpertimiz karanlık geceleri deliyor. Öfkemiz ah o öfkelerimiz. Afyonun adını unuttuğum o mahallesinde, Antalyanın karanlık dehlizlerinde, Ankaranın Kızılay arkasında, İstanbulun semtler ötesini aşan hıncımız ve ülkeleri aşan bitmeyen, bitmeyecek küskünlüğümüz. Kainatı dolduran keskin kinimiz. Yaralı yüreğim bu zehirleri kusmaya hazırlanırken Uzun İbrahimin, Kuşçu Alinin, Süllüm Hüseyinin ve bir de seninle…
-
MERAK ETMEK
Oturup öyle uzun uzadıya yazamıyorum. Ama çok merak ediyorum. Hele bu sıralar; sisin, dumanın ve tuhaf bir soğuğun olduğu demlerde daha çok merak ediyorum. Akşam eve geç gelen çocuğun merakından öte bir hal bu. Aramak için yollara düşmek, bulmak için çırpınma cesaretim de yok: yollar tıkalı. Posta çalışmıyor, mektuplar da gitmiyor. Telefon desen zaten kilitli.…
-
BÖYLE İŞTE!
Bu kadarız işte diyoruz. Aslında biz böyle olmayacaktık diyenler de oluyor. Yazmalarımız-çizmelerimiz, planlarımızı-projelerimiz falan filan. Bir şeyler işte. Yazmayınca da anlarsınız işte. Yaşımızı ve gözlerdeki yaşlarımızı gizliyoruz. Gecelerde, sabahın erken saatlerinde ve şimdiki gibi akşama vakitlerinde paramparçalığında hüznümüz. Kahvaltılarımız soğuk, sıcak simitleri ağzımıza götürmeye cesaret edemiyoruz. Ya onlar diyoruz! Boğazımız düğümleniyor. Memleket meselelerini takmayanlar…
-
YARALIYIZ
Biliyorum yaralıyız. Muhabbetlerimizde sancılar konuşuyoruz. Sessizliklerimiz, yapraklarını kaybetmiş bir ağaç yalnızlığında. Gece yorganı başımıza geçirip, muhasebemizi derinden derine yapamıyoruz; üşüyenleri düşünüp, saatlerce dönüp duruyoruz. Yorgun kalkıyoruz. Yol yordamı da tam bilmiyoruz. Rüyalar görüyoruz; yorum getirmiyoruz. Çokça araf yaşıyoruz. Kış mevsiminde gül vakitlerini arıyoruz. Oysa kimbilir kaç kış sonrası bahar gelecek. O zaman son günümüz…
-
ÜŞÜME ZAMANI
Bakmayın öyle üfül üfül estiğime. Aslında içimde her dem hüzünlü bir ney çalıyor. Anasını kaybetmiş bir kuzunun perişanlığı ile fırıl fırıl sağa sola toslayıp duruyorum. Sana diyemiyorum, yoldan gelen geçenlere diyemiyorum. Geçmişin bütün kapıları kapanmış açılmıyor; açamıyorum. Gaziantep yolunda, bir köy evindeyim. Dışarıda yağmur, içeride ben üşüyorum. Tandır içindeki mangal ateşi içimi dışımı ısıtmıyor. Üzerime…
-
GAZİANTEP YOLUNDA ÖLDÜRDÜN BENİ
Bugünlerde onlarca defa dinlediğim bir türkü var. Çaresizliğin, yokluğun ve ayrılığın türküsü. Günümüzde çile çekenlerle özdeşmezse de bir noktada buluşuyor. Türkünün hikayesi aşağıdaki gibidir. Video içme sahnesi hariç Cem Adrian hakkını vermiş. Diğer sanatçıları da dinledim ama Cem gibisi yok. Ermeni kızına âşık gencin türküsü Bu Gaziantep türküsü de bir Ermeni kızına âşık olan genci…