Kategori: Hepsi / All
-
30 GÜNÜN 10. GÜNÜ
Kirli yüzler, yalancı kelimeler. Samimiyet ve dürüstlükleri bitmişler arasına kalmışız. Dürüst değiliz işte. Kayıp listemiz kalabalık. Hatta günde iki kase içtiğim mercimek çorbası da bugün yalan çıktı. Bir şişmanlık gidiyordu. Listemde et, yumurta olmadığından, tek sığınağım mercimek çorbasına kaşık sallamak olmuştu. Duydum ki içtiğim sarı yüzlü şey, un esaslı mercimek çorbasıymış. Mercimek de esaslı…
-
Zaman Susunca (Gece Vakitleri 3)
Yorgunluğumun perişanlığında, bu gece hiç bitmeyecek zannetim. Sağıma baktım kimsecikler yok; solum bomboş. Hep gurbet mi olurmuş hayat? Yalnızlığımın sığınağı yastığa başıma koysam ne olur? Kimi özlesem, hangi çağa götürsem kendimi? Bir buğu var etrafta. Gaz mıdır? Bir kurşun bulutu mudur? Bitsin bu karabasanlar, tükensin bu çarpıntılar, yok olsun bu yıkıntılar fikriyle dışarı vurdumkendimi. Veremli…
-
Bir gün bunun hesabını sorarlar (Gece Vakitleri 2)
“Bir gün bunun hesabını sorarlar” der ya şair; hem de nasıl hesap sorarlar. Öyle ahirete falan da kalmaz. Belki yaza kalmaz. Belki bahar gelmeden yakanıza İlah-i Adalet yapışır. “Eşkiyaları dağlar anlayamazlar” demesine der ya şair, eşkiyaları şehirler de anlayamıyor. Eşkiyaları mikfronlar, kameralar ve hatta çekim yapılan odalar, kocaman binalar da anlamıyor. Ama Adil olan O…
-
Gelsin Zafer
Akademik takıl. Birkaç satır projeden bahset. Olmazsa kedileri arslanlaştır. Yaptım de, ettim de ve dahi eksik gedik ne varsa ortaya koy. Gelsin zafer. İş yapanla yapmayanı aynı kefeye koy. Çalışanı takip etme, gayret gösterenin arkasında durma. Birilerine sürekli süklüm püklüm yalakalık et. Gelsin zafer. Çevremizde ne de irin kokulu adamcıklar varmış. Dili kopacası adamların çiftliğine…
-
Diyemiyorum İşte
Diyemiyorum işte. Ona şuna buna, baştakine altakine. Bir de sana ve bana diyemiyorum. Kelimeler hapislik olmuş; sorgu hakimi yok, savcı yok. Kelimeler hüzünlerden kurtulmak ister. Her bir harfin haykırışları ranza demirlerini terletiyorlar. Yetmiyormuş gibi, bulutlara da meydan okuyorlar. Diyemiyorum. İnan sana ve bana da diyemiyorum. Kendime, özümün özüne sözüm geçmiyor. Bir kaptırmışlık, bir hüzzam hali…
-
Tarihsiz Mektuplar
Yine tarihsiz mektup yazmışsın. Çok şey yazmışsın. Günaşırı okuyup duruyorum. Satırlarını kana kana içerken cümle sonu noktalarda durmuyorum, virgüllerde soluk almıyorum. Ses tonumu içime akıtıyorum. Kendime okuyorum satırlarını, ifadelerin bana derman oluyor. Bu karışık, bu dibi yanık günlerin gürültüsünde mektuplarında soluklanıyorum. Senin mektubun ve ucu yanık resmin varken sevdası kırık adamlara bakasım gelmiyor. Ya bana…
-
Araba Esintileri
Sadece kağıt ve kalem yetmiyor. Anlatmalar da yarım kalıyor. Bir esinti, bir hafif yazma tiryakiliği var. Sefil ‘Printer’ boşuna basıyor duyguları. Katran karası arabam yollara olan hasretimi anlamıyor; ha bire bozuluyor. Kendince hayatı bana öğretmeye çalışıyor. Yollarda kalıyorum. Kalabalık yollarda tek başıma kıvranıyorum. Gece oluyor; kapkara karanlık. Dilden anlamıyorum: Badeni, Sorani. El ayak çekiliyorken Çekici…
-
Onlar ve Bizler
Akşamlar tüketiyoruz. Bir bakmışız sabahtayız. Önce çocuklarımız diyoruz, sonrasında öğrencilerimiz. Bazen de önce öğrencilerimiz oluyor. Diğer bir ifade ile arkadaşlar. Bizimle olan arkadaşlar. Sağımızda solumuzda; içimizde ve hatta rüyamızda. Sabahlara onlarla başlıyoruz. Akşam onlarla bitiriyoruz. Daracık ve mesafesiz sınıflarda biz onlara, onlarsa bize çok şey anlatıyorlar. Anlatılanlara yetişmeye çalışıyoruz. Bazen dinler gibi yapıyorlar. Bazı gözlerden…
-
HAYAT BİRAZ BÖYLE GEÇİYOR
İş sadece hamur yoğurmak olsa. Kurşun olmuş her an. Sana ne hamurdan. Biraz böyle geçiyor hayat. Gecenin ötesinde seslenebildiğim şu ki, beyhude insanlar tüketiliyor. Birileri ha bire beyhude hergün konuşuyor. Bunlara bakan bizim muhtar Şevki de konuşuyor. Sancılanıyoruz. Sakınıyoruz. Ürküyoruz. Köy odasında kimse konuşmuyor. Sadece birileri ve Şevki Muhtar konuşuyor. Biraz zemheri geçiyor hayat. Soğuk…
-
YAZIYOR İŞTE
Şehirlerin gölgesinde, duvar diplerinde, elektriğin gittiği anların mum ışığı titreğinde, hatırası bol ağaç altlarında yazıyoruz işte. Yitik gençliğin hatırası bizde, yokluğu iliklerinde hissetmiş bedenin yorgunluğu yazdırıyor bize. Küskün ayrılıklar, aşkını yitirmiş hayaller ve sessiz çığlıklar içimizde bağırıp duruyor, yaz diyor, yaz. Anlaşılmayan hayallerin ufku, çılgınca koşturmaların noktasızlığı durma koş, hep koş. O koşmaların hıçkırığı da…