-
Laf Olsun Diye Yazmak
“Bazen laf olsun diye yazmalı, Laf olsun diye yemeli ama asla laf olsun diye sevmemeli ve en önemlisi de laf olsun diye hizmetin delisiyim dememeli.” – Laf olsun diye, ders başlamadan önce yazılmış bir yazı. Soğan doğramasını bilmeyen insanlara ahçıbaşılık görevi verilince, bütün yemekler senin yaptığın yemeklere dönüyor. Akşam karanlığında sensiz yürüdüğüm o yolların peşinde…
-
Diyemedim.
Ben ne anlarım Diyemedim. Diyemedim işte. O günlere ait ne varsa hatıramda; diyemedim. Karlı bir kış haftasında Van yolundaydım, cahildim, halsizdim. Yaralarım beni talan etmişti. Diyemedim . Hava soğuktu, yol uzundu. Ankara nere Van nere. Yolumu kesenlere yüreğim yaralı, sızılarım çok diyemedim. Gülüşünü arkamda bırakıp, düşmüştüm yola. Gece vakti kaçırdığım otobüs muavinine ‘Beni niye unuttun’…
-
Remzi işte!
Ben Remzi’deyim. Hakkı’nın oğlu Remzi. Hem köylü, hem fabrika işçisinin çocuğu. Remzi işte! Tanımaya cesaret etmediğin, o sancılı çocuk. O sokaklarda, o duraklarda yok artık. Remzi’yi nereden bileceksin? Bugünlerde Remzi hem çok hasta, hem çok yalnız. Gecesi öksüz, gündüzü yetim. Yağmurlu havalarda üşüyen, yakıcı günlerde tir tir titreyen Remzi. Bir günde yirmi ağaç belleyen Remzi’de…
-
Konuşmuyoruz, Buluşmuyoruz, Bakışmıyoruz, Görüşmüyoruz
Artık konuşmuyoruz. Sen gelmedin. Gizli buluşmalarımız ve dargın barışmalarımız gidişlerinde kaldı. Tümsek üstü uzun uzadıya memleket meseleleri konuşmalarımız söğüt dalından yapılmış o çardağın gölgesinde buz tutttu. Muhabbetimiz darbe üstüne üstüne yedikten sonra hırpanalanmış, bir ağaç kavuğunda beklemeye razı olduk. Karşılığını bulamamış düğmelerime yeni ilikler açmak için çabam da yok. Üzüntülerini, asla yolunu bulamayacak su sızıntılarında…