Kategori: Denemeler
-
Ankara Yorgunluğu
Ankara’da zamansız ve kendince haybeye geçen bir ramazan gecesinin koynundayım. Bodrum katındaki soğuk mermerli yemekhanede dar vakitlerin iftar saatini beklemelerden yorgun, bütün yemeklere küskünlüğün pençesindeyim. Etten uzak, biraz pilav ve yeşillik nefse yetiyor. Yumurta değmiş her bir şey tuhaf ve ötemsi kokunca tatlılar tatsız geliyor. Her iftar sonrası aklımın süzgecinde damlayan bütün ramazanlı hatıraları bir…
-
İnce İnce (Gençlikten Kalan Bir Karalama)
Bazen bir türkü veya şiir dinlerken sizinle alakalı veya alakasız yazı yazmak içinizden gelir. İnce ince türküsünu Kubat’tan dinlerken yazmamak olmazdı. Hayatımızın her demini keşke inceden inceye yaşayabilsek. Hak hukuk üzerimizde olmadan, alnımız ak gezebilse. .. Düşlerimize inceden inceye usturublu laf etmişsiniz. Küsmüş, darılmış üstelik kapıları da sürmelemekle tehdit etmiş ve hatta rivayetlere göre darabayı da…
-
Aslında Selim’i Yazacaktım
Orhan, Selim ve Benim tamirci çıraklığımız beraber geçmişti. Selim mecburiyetten çalışırken, Orhan ve ben okulu asan diplomasızlardandık. Orhan ne kadar kitabı, defteri, ödevi sevmiyorsa ben onun iki katı nefret ediyordum. Matematik dersi iğrenç geliyor: Kümeler, kapsamayanlar, kökler vesaire ile uğraşmak bizi sıkıyor, sosyal bilgiler dersinden ise birşey anlamıyorduk. Hele bir de İngilizce dersi vardı…
-
Komşunun Gidişi
Bir-iki saatlik sandalye üstü uyuma ile yetindiğim okul dönüş sabahı, evin önünde kalabalığı görünce komşumuz yaşlı nenenin vefat ettiğini anladım. İki gün önce vefatını hissetmiştim. Öylesine içimde geçmişti. Burada vefat edenleri bekletmiyorlar. Hemence hesabı görülsün diye diğer aleme göndermek için çaba sarfediyorlar. Öyle değil tabii ki, tamamen dini bir vecibe, anlayış veya olması gereken. Cenaze…
-
Adio Kerida
Tıpkı senin yaptığın gibi bir karlı sabah vakti “Adio Kerida” dedikten sonra geri dönmemek. Sonrada gidilecek bütün limanlara, şehirlere, köylere uğramak. Sadece beyaz elbiseler içinde değil, bazen yaslı durmanın doruğuna çıkıp siyah kıyafetler içinde senden kalanları sence, sencileyin dil döndüğünce anlatmak. Yorgun günlerin akşamında şehirlerin salonlarında -meydanlarında, köy odalarında-harman yerlerinde, kasabaların düğün yapılan yerlerinde bu…
-
Siz O Zaman Kazak Erkeksiniz
Eşinizle aynı masada yemek yerken tencere yanıbaşınızda olmasına rağmen hanımıza, “Canım tabağıma yemek koyarmısın” diyorsanız, Hem hanımınız hem de siz aynı işi yapıyorsanız, akşam eve dönerken gazeteniz koltuğunuzun altında hanım alışveriş yapmış, eve poşetlerle dönüyorsa, Eve gelince hanım mutfağa siz de “Hayatım bugün çok yorulmuşum, bana bir kahve yaparmısın” dedikten sonra salona geçip gazetinizi…
-
Fantazilik ve Harbi Kemal
Hayata dair fantazim olmadı. Hem fantazi nedir onu da bilmem. Kelimenin kökü Fransızca mı, İngilizce mi yoksa Soranice mi inanın araştırmaya vaktim şu sıra hiç yok. Fiil midir, sıfat mı yoksa isim midir? Türkçe gramerin derinlerinde dolaşmadım. Şayet fantazi hayal kurmaksa o yıllar öncesinin gurbet hayatında kaldı. Tek fantazim ya da hayalim, dağım dediğim Karabağa…
-
Gençler ve Gençliğim
İki günden beri sabah saatlerinde dışarıda sesler ayyuka çıkıyor. Yan sokakta iki tane okul var. Herhalde maç yapıyorlar; onların tezahuratı diye düşündüm. Acaba Türkiye’de Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın Silivri duruşması için destek veriyorlar olmasın diye içimden geçirseydim abartmış olurdum. Burada Fenerbahçe’yi kim tutar ki? Hiç bir takım tutmayan birisi olarak Fener, idare lambası umrumda değil.…
-
Belki Üşümem
Bu tandırlar beni ısıtmıyor, üşütüyor. Oysa hava o kadar soğuk değil. Ocaklıktan annem bir saksı ateş getirip mangala koyduğu halde yine de ısınmıyorum. Tandırın üstündeki çaput yorgandan kurtulup evin önüne çıkıyorum. Dışarıda hafiften bir güneş var. Kireç boyalı kerpiçten duvara yaslanıyorum, üzerimde bir çizgili pamuktan mintan ile birde keten panolon. Halim dünden kalan yorgunluğun gölgesinde.…
-
Kıztaşı’ndan Bağdat’a
İstanbul’da Kıztaşı’nın tam karşısında bir muhasebecide bulduğum işten ne de mutlu olmuştum. İş sahibinin iki gözü tamamen görmüyordu. Ama adam yanında iki-üç kişiyi çalıştırmasını biliyordu. O, İstanullu bir Malatyalı olmakla övünürken ben İstanbul’a gelmiş saf Anadolu çocuğuydum. İstanbul’u esnaflara defter, fatura götürürken tanıyordum. Soğuk kış günlerinde üzerimde paltom, parkam yoktu; bir montla idare ediyordum. Öğle…