Kategori: 30 Gün
-
5. GÜN
Gençliğimizin soğuk ve yoksul zamanlarında okumuşluğumuz var. Dam başlarında, bir zeytin ağacı altında, bir dağ başında kaya üstünde veya Akyazı’da fabrika işçilerinin kaldıkları bekar evinde de hep okumuşluğumuz vardır. Tadına doyum olmayan okumalardı. Kitap sonunu merak eder, kesinlikle son sayfayı okumaz, sayfa üstüne sayfa çevirir hayal dünyamız dünyanın tozunu attırır sona öyle giderdik. İşte kitap…
-
4. GÜN
DEFTER KARALAMALARI Monaroza ve Mihriban sonrası karalamalarımız da oldu. İstanbul, Konya ve hatta Akçakent hattında yazdık. Öksüz gündemler içinde boğulduk. Küçüklüğümüze mühür vurduk. Duvarlarının sıvaları dökük odalarda büyük düşündük. Aşağıdaki notların çoğu öylesine karalamalar. Çoğu birbirinden kopuk ve belki de anlamsız. Karabağın ikindi serinliklerinde yazılmış, biraz koruk ekşiliğinde, biraz da dalından taze kopartılmış yeşil zeytin…
-
2. GÜN
Renklerin ve renksizliğin iç içe geçtiği bir gün daha… Üç aylık İngilizceleriyle ders anlatanlara yaptığımı yorumlarımızla, bazılarını çok kızdırdık, bazılarını da aşırı övüp, göklere çıkardık. Yo efendim PowerPoint sayfaları etkili kullanılmalıymış, yok efendim tahtaya mutlaka tarih atılmalıymış. Mutlaka vücut dilinin etkisini göstermeliymiş. Matematik dersinde daha grafik organizer kullanmak gerekirmiş. Bir öğretmenin iyi bir hikâye anlatıcısı…
-
1. GÜN
Bahar gelince neşe demek, sevinç demek. Yağmurlu havalarda hüzünlere dalmak. Güneş doğarken ümitlenmek. Ama her gün yazmak. Bugünü yazarken hatalardan, kayıplara karışan arzulardan bahsetmemek. Dünde kalanları sorgularken, hatalara tokat üstüne tokat atmak.
-
Unutma (Abdurrahim KARAKOÇ)
Mektup derken şiir oldu bak yine Darılırsan ben ölürüm unutma Taze sarmaşığım hoyrat bedene Sarılırsan ben ölürüm unutma Birgün güneş olur göğe doğarsın Birgün yağmur olur yola yağarsın Birgün çiçeklerden koku sağarsın Yorulursan ben ölürüm unutma Kılıç ağzı yoldur ok ucu meydan Dikkat et sen benim canımsın ey can Koyakta kekliksin kayada ceylan Vurulursan ben…
-
Yamasız Ayakkabılar
O ayakkabıyı ben de giymiştim. Hiç üzülmemiştim. Kimselere darılmamıştım. Darıldığım kişiler koca öğretmenlerdi. Öğretmen, beden eğitimi dersine girmeme müsade etmemiş ve üstelik malzemeci muamelesi görmüştüm. O ayakkabılar içimde sızı olarak kalsa da onları çok özlüyorum. Bir yanım süklüm püklüm .. Yaşıyoruz be Ermenekli dayım! Ama senin yaran çok derin. Yüzme bilmeyen oğlunu kaybetmenin acısı kolay…
-
İşte 2
“Yaz dahi demiyorsun ya o beni kahrediyor. Sus deyip duruyorsun. Susmuşum. Ellerimin nasrını unutmuşsun gibi ellerim boş diyorsun.” Afyon’a bir gece vakti varmıştık. Varmamızdan utananlar vardı. Oxford değildi orası, Banburry günahında dahi değildik. Ne oldu da böyle susmamı istiyordun. Hava serindi. Bir bank üzerinde namaz kılmıştık. Savrulup bir başka diyara gitmenin hesabını yapmıştık. Yapmasama idik…
-
Hesaplı Yaşamak
Tecrübe ile sabit: İnsan ağzından çıkacak kelimeleri, cümleleri çok iyi hesaplamalı. Sonrasında telafi edilmez pişmanlıklar yaşanabilir. https://twitter.com/veagpak
-
Uzak Diyarlara Gidenlere
Ne de çok gidilecek ülkeler, mekanlar varmış. Hiç bir beklenti olmadan, hiç bir şey almadan gitmek ne de onurluymuş. Git deyince gitmek, sorular sormadan yola koyulmak ancak sizlere yakışırdı. Yola düşünce de arkaya bakmamak. Hep ne yapabilirimin hesabı ve planı içinde harmanlanmak; dertlenmek, sizin işinizdi. Yapacağımız her çalışmayı içimizde tartmak ve sonra sunmak bizim işimiz…
-
Ramazan ve İstanbul
İstanbul’da sahur hızlı, iftar çok telaşlı, teravih namazları tam deminde, hava serin, güzel işler yapmanın sevdası yüreğimizde.