Kategori: Zamanla Eskiyenler
-
Dedim mi? Diyemedim İşte!
“Aslında şöyle başlasaydım daha iyi olurdu.. Şu fukara vakitlerimde, ganimet bildim sizi, İçimin ırmakları sizinle hasbıhal etmekte, duyuyor musunuz?”. Yıllar öncesinde bir dost aynen böyle demişti. Sana da ben hasret, gurbet, hüzünle demlenmiş kaçamak saatlerin ötesinde diyeceklerimi bir çırpıda demeliydim. Dedim mi? Diyemedim işte. Ekmeğime, aşıma, başımı koyduğum yastığa seni ortak etmişim. Bağımda, bahçemde,…
-
Yazmak istiyorum ama……
Yıllar önce bir dost yazmıştı, sanki bugünleri anlatır gibi. Neden yazdı, kime yazdıların cevabı çok uzun. Yazmak istiyorum ama…… Ümitler solmuş Beklemekler bitmişti Dağların ardına Irak diyarlara düştü sandığım sesim Kesilmişti….. Yazılanları okumak mı yüz yıl sürdü Yoksa ‘yüz yıl’ bir atkı mı oldu Denilecekleri sarıp sarmalamaya hikayeler yazmaya……. Kendimi 100 yıl ötelere mi atmalı…
-
asıl bahanem
ne kadar da çok bahanelerimiz varmış. vakit ayırmadığımız çocuklarımız. büyük bir zevkle aldığımız kitapların raflarda tozlanması. yıllarca aynı mahallede, aynı sınıfta arkadaşlık ettiğimiz dostları unutmalarımız. yaşadığımız onlarca olayın yazılmadan hatıralarda küflenmesi. ve hayatımızın hemen hemen hergününde beraber olan düşüncelerimizin altında ezilmelerimiz. ne kadar da çok bahanelerimiz varmış. yazamadığım hasretlerimiz, duygularımız, vefasızlıklarımız terk edilmeyen hayaller, vazgeçilmeyen…
-
Seni Yazamıyorsam, Boşver!
ben hüznümü ve seni yazamıyorsam, boşver. zamanmış, şiirin hasıymış, yazıların gergef gergef işlenmiş haliymiş kim okur? gurbet, mızrak olmuş gibi böğrüme saplanıyormuş, hasret damarlarımın hücrelerinde çılgın boğalar gibi dolanıyormuş, dayanırım. parmaklarım kelepçelenmiş, yazamıyorum, buna da katlanırım. özümün iniltisine kurtlar kuşlar eşlik ediyor. ağzım lal olmuş, harfler kelime olmaktan aciz; cümleler konuşulmaya hasret, ses çıkarmıyorum. ben…
-
Sen Yanıyorsun da, Sanki Ben….
“Resimdeki zatın, uzun ve çetrefilli hayat hikayesinden bir bölüm.” Yani sen ağlıyorsun da ben ağlamıyor muyum? Sen rüzgarın peşinde giderken sanki ben rüzgarın önünde mi gidiyorum? Hayatın kendisini yarım yammalak yaşıyorken, kaldırımları, binaları, yolları resmi olan o şehrin bana hediyesi olan, bir hüzünlü sevdanın mecburi hammalığı altında ezile ezile gidiyorum işte. Artık eskisi gibi kıvranıp, bir yerleri özleyemiyorum…
-
“Sevda Denilince” Yazıları Üzerine Birkaç Argonomiksiz Hasbihal
Bir dost, “Şu sevda yazılarına bir son versen” der… Kendisi yazılardan etkilenmiyormuş lâkin yazılarımın bazılarını komşularından Meral Teyze okumuş ve çok etkilenmiş, “Bu adam harbiden sevdalı, keşke bana da böyle birisi yazsa ne olurdu” demiş. Hatta eve geç vakit kahvehaneden gelen kocasına –aklınca- bir yazımı okumaya çalışmış: “Bak elin adamı nasıl sevda yazıları yazıyor. Sen…
-
Yazamadıklarım
“Bu günlerde hüzünler geldiğinde seni yazarım, Yazamadıklarıma inat, yazdıklarıma yanarım.” Eylül 2000- magpak foto: magpak – Süleymaniye (Irak)
-
Artık Sevinebilirsin
Demişsin ki: Artık yazmayacağım. Hakkımda kalemin ucuna ne geldiyse döktürmüşsün. Babam gibi, dedem gibi çalışmaktan başka birşey bilmezmişim. Doğum günü kutlamaz, kırk yılda bir olsa lokantaya gitmezmişim. Sabahları yediğim nohut dürümü ile dahi dalganı geçmiş; kaleminin ucuna dolamış durmuşsun. Bununla da kalmamış, şu dünyada acılarımı dindiren her türden ve renkten acı biberime bile olmadık laf…
-
Keşke Karşıma Çıkmasaydın Ey Yar!
Vefâsızlık ettiğim bir dostu, yıllar sonra görünce. Karşıma ansızın çıktın. Ne gerek vardı ey yar? Bir haber etseydin. Işık yaksaydın. Alıştıra alıştıra gelseydin. Onlarca yıl ülkene, şehrine, sokağına sefer üstüne sefer yapmışım karşıma çıkmamışken, şimdi hayatamın kışında, bu zulüm nedendir? Yorgun ve solgun bedenim ve yüreğim bunu kaldıramadı ey yar. İnan bunu kaldırmadı. Issız ve…