Kategori: Ayaküstü Yazılar
-
Yazmak ya da Yazmamak….
Artık sevda yazıları, şiirleri okunmuyor. Gece yarıları sonrası kalkıp bir iki satır da yazılmıyor. Yarım kalmış bir bestenin ve parçalanmış bir hayatın üzerinde konuşulmuyor. “Ayak üstü yazılar” deyip beş dakikalık paragraflar, parmaklarımın ucundan dökülmüyor. Hatta Ankara da hayalen dolaşılmıyor. Eski dostların her biri bir yere gitmiş; vakitli vakitsiz kapısını çaldığım Sekizinci Cadde üzerindeki evler kapanmış.…
-
Hüznümü Alır mıydın?
Dara düşmüşmüş. Hendek derin mi derin. Üstelik damlalar dalga olmuş; dalgalarla başım dertte. Bağıramıyorum. Sesim sadece kendime; inliyorum. Benle inleyecek dertli bir baş, bir yoldaş, sırdaş arıyorum. Lâkin yok. Etraf zifiri karanlık, ışık yok. Ben bu halde iken benimle dara düşer miyidin? Bir iki yıl değil, belki onlu yıllar bu dalgalarla, bir kaç kadir…
-
Hayat İşte..
Günlerce ve biriken aylarca, sonrasında gelen yıllarca bir ses versen demiştim. Sabahın uykulu düşleriydi. İhtiyarlık zamanımın güzünde kısık sesin uzaklardan geldi. Gönlüm daha fazlasını istemiyor. Ben bununla da mutluyum. Bütün geceler Kadir Gecesi gibi. Sevincim bu kadar. Fazlası toz olur uçar. Yaşamak bu mu? Bir masal gibi mi yaşamak? Öyle ise bu masalın içinde bizzati…
-
Yolculuklar….
Yolculukları sevenler pek çoktur. Oysa, her yolculuk bir yorgunluk ve bitmişliktir. Ayrılıklar, akşam güneşinin batışında ki hüznün son durağı gibidir. Genelde ikindi vakitlerinde ayrılıklarım, ayrılıklarınız olmuştur. Bir yanda otobüsün camına yansıyan ikindi güneşi bir yanda içinizde yanık türkülerle gidersiniz. Yolculuklarınızda ya da vedalarınızda bazen size bir mendil ya da el sallayan da olmaz. Gidersiniz. Tıpkı…
-
Bırakılmıyor İşte!
Bıraksam bırakılmıyor. Hınçlar, kinler dostalara mı gitmeli? Boşver. Bizi gören, çok iyi bilen Biri var. Yüreğin, fikrin, ruhun yaptıkalarından dolayı huzurlu ise mesele bitmiştir diye de bir kenara çekilmek ser de yok. Bıraksam bırakılmıyor diye başladık ya böyle devam etmeli. Tutkumuz, hasretlerimiz, içimizdeki esintilerimiz bırakılmıyor işte. Fırat kıyısında koyun otlattığımız o günlerin hatırına, ürkek gecelelerde,…
-
Diyemediklerim (2)
Komşumuz Bekçi Nahsen’nin oğlu Servet “Dedim mi?” yazısından dolayı sitem göndermiş. Abi çok ayıp ettin, bizim seninle ayrımız gayrimiz mi var; seninle kıdemli senelerimiz geçti, koyun-keçi otlattığımız günlerin hatırına “diyemediklerinden” birkaç laf etseydin, belki yaralarını bir kıdım da olsa merhem olmaya çalışırdık diye de eklemiş. Hatta, “Abi ısırgan otu iç!” diye de iyice dalgasını geçmiş.…
-
Bugün 14 Temmuz Perşembe.
Bugün 14 Temmuz Perşembe. Geçen günlerin peşinde dolanıp duruyoruz. Güneşler doğuyor ve batıyor. Hayatın bizzati kendisine tuhaf bakan birkaç nöbetçi arkadaşla, akşamları beraber yemek yapıp ay ışığı altında çayla demleniyoruz. Uzaklarda yaşanılmış; çok sayfalı hatıralar anlatılıyor. Asil derdimiz memleket üstüne henüz hiç bir şairin yazmadığı derûn-i ifadeler kullanıyoruz: Edremit, Manisa, Antep, Amasya, Konya diyoruz. İzin…
-
Öylesine Bir Yazı
Yo yo bu hal bana yeniden gelmemeliydi. Didik didik didinmelerimin bir anında, bana birileri meydan okumuş. Ulan ben eşkiya mıyım? Diye karşısına dikilmedim. Derdin nedir koçum? Beni sabır küpü mü zan edersin? Demedim. Bırak bu lagalugalaları, kaleş rollerinin kralı rahmetlik Erol Taş mısın? Diye sormadım. Vaz geç bu ayaklardan. Ne oldu sanki, bizim yeni doğmuş…
-
Asmalar Üzüme Durmuş
Asmalarda üzümler oldu. Salkım salkım sallanıyorlar. Geçen yıl budamasını becerememiş olsam da asmamız buna aldırmadı ve iri taneli üzümleri (O’nun) izniyle bize ikram ediyor. Bir vakitler köyümde ilk olan “tahnebi” üzümleri, bazen demir bazen kamıştan sebetle omzumda, yaklaşık üç kilometrelik yoldan eve getirdiğim o üzümlerin güzelliğini, tadını ve dokuz kişilik aile ile paylaşmamızı, gurbet ellerde…
-
Yılların Ardından
Yılları ne de çabuk devirdik. Kavurucu sıcak yazlar, karlı kış geceleri geçirmişiz. Kavgalarımız, kaygılarımız peşimizden ayrılmamış. Paylaşamadığımız; çoğu zaman yarım kalan heyecanlarımız, sevinçlererimiz. Farkına varmadan bitirdiğimiz mutluluklarımız. Bitmeyen hasretlerimiz. Kazanma durağında iken kaybettiklerimiz. Babaannemizin annesini bayramlarda görmenin verdiği heyecan. Peşinden kayıplar. Nenelerimiz, dedelerimiz. Büyütmeye çalıştığımız çocuklarımız. Gurbette geçen yıllarımız. Üç günle sıla hasreti gidermelerimiz. Sonra…