
Erbil Tespihçiler Pazarı
Bugün bütün şiirler ve hatta şarkılar teselli vermiyor.
O narenin üçüncü sınıf çocukları da bugün ofise gelmeyince hepten bunaldım.
Nağmeler dinledim.
Bir zamanlar bana bakan o bakışları yakalamak istedim. O bakmadı, ben utandım.
Ofiste kıvrandım, okulun bahçesinde savruldum.
Erbil sokaklarına kendimi vurdum.
Deli divane bir genç gibi, gençliğim gibi araba kullandım.
Arkamdan selektör yakanlara, korna çalanlara aldırmadım.
Altmışlık cadde bana yetmedi, hiç uğramadığım yüzlüğe çıktım.
Araba şoka girdi, gaz pedalı “bas reis bas” diye yalvardı. Arabada haykırdım.
Duamı ve hatta beduamı dahi o hızda yaptım.
Frene aldırmadan bastım gaza. Bütün beyaz şeritleri es geçtim. Hatta tümseklerde durmadım, kaldırımlara çıktım.
Kale etrafında beş tur attım.
Çaresiz durmak ben yaktı, beni benden aldı işte.
Yapılanlara yuh çekmek bana düşmeliydi.
Yapamadım.
Projeler vardı, Rıza vardı, Shakar vardı, aşağı mahallede Sirvan vardı.
Kollarımı makas gibi açan ben olmalıydım. Ben ezilmeliydim.
Durdum.
Yukarı obada Kezban, Hafsa, ve tabii Hamide abla vardı.
Çizimler vardı, şekiller vardı.
Tamiri yapılacak musluk vardı.
Terkedemedim.
Şairin yaşadığı o dağ başı yalnızlığını ben yaşamalıydım.
Soluğum yetmedi.
Ev vardı, o evde hüznüm vardı.
Büyük adamlar büyük konuşur, Büyük Adamın Nağme tesellisi aklımda; çırpındım işte.
Beş yıldan beri bu şehrin parkına üç defa zoraki gitmiş, pikniklerden gezmelerden uzak bir hayatın kollarında yüreğim dağlı.
Aslında o narenin üçüncü sınıf çocukları gelseydi ben böyle olmayacaktım.
Ümidim, ümitlerimiz.
Olan bitene aldırmayan; yoluna devam eden o çocukların öğretmenlerinin var olması tesellisindeyim.
Ofis ve ev ofisi arasında geçen ömrüm!
Hele sen biraz daha uğraş.
Geceleri evin yolunu en son sen tut. O zaman Nağmenin Üstadına ve bu kutlu yola ancak bu kadar katkın olur de ve son tesellin bu olsun.