Yani sen yoksun diye ben gidemediğim dağıma, yokuşların yokuşu köyümün Ağbayırına, bahçemde yuva yapıp bir türlü yumurtasına sahip çıkmayan kumruya, bana küsen Sabriye Teyzeye, beni gurbet ellerde üzen dostlara ve mesela mesai arkadaşlarına, yemeklerini yemede binbir türlü sıkıntı çıkaran çocuklara, defalarca söylendiği halde birkaç kağıtlık işi yapmayan endamından geçilmeyen yükseklisanlı, doktoralı koca adamlara ve hatta kendime de mi kızayım?
Yani sen yoksun diye gecem gündüzümümü karartayım? Laf olsun diye yazıp kimi kandırayım? Aslında yazmak için ne kaçamak vakitler bulduğumu bir bilsen.
Sen yoksun diye başlayan bütün şiirlere, paragraflara, romanlara seni havale edip, kavgamı kendime saklıyorum.
Sen yoksun diye yazıyorum zaten. Sen olsaydın, yazar mıydım? Sen olsaydın, İstanbul’a bu kadar hasret çeker miydim? Sen olsaydın, kör bir hüznü içimde büyütür büyütür kendimi bu kadar işim için hebâ eder miydim?
Sen olsaydın, kendini yollara vurmuş, hayallerini kapkara asfaltlarda arayan bir tır şoförü olma arzum olur muydu? Sen yoksun diye Rızanın Mustafasına kızdığımı mı zan ediyorsun?
Sen yoksun diye yoğurtlu çorbama dahi iki dolu kaşık biber katıyorum. Zeytinim acılı, peynirim acılı. Velhâsıl tatlı yediğim günüm yok. Sen olsaydın bütün yemeklere nane koyardım belki.
Sen olsaydın, bu kadar küfür de etmez, kendime ikide bir kızıp yerden yere vurmaz, şoför Hösün Amca’ya da kızını Rıza ile evlendirdği için darılmazdım. Yanlış anlama Serap’a aşıklığım falan yok…
Ve belki de bayramlarda beni aramayan bacıma da kızmaz, küsmez beş-on lafı içimden gezdirmezdim.
Zaten sen olsaydı, bu yazıların hiç biri de yazılmazdı. Sen iyi ki olmalıydın veya hep olmamalıydın. Hangi şık bilemem. Bilsem de diyemem. Zaten sen olsaydın bunu da düşünmezdim.
Hürmetlerimi arz ederim efendim.
foto/yazı: magpak

Bir Cevap Yazın